Etiket arşivi: civa nerede bulunur

Civa Nedir?

Civa simgesi Hg dir. Ortaçağda civa bir metal olarak değil; metallere parlaklık,yoğunluk,ısıl iletkenlik ve dövülgenlik özellikleri kazandıran bir   öz olarak biliniyordu. Taaki 1759 yılında Braune, civayı -39 dereceye kadar soğutarak dondurduğunda metal olduğu kabul edilmiştir. Kimyasal olarak civa, periyodik çizelgenin aynı grubunda yer alan çinko ve kadminyuma benzer.

Civanın Doğada Bulunuşu

Civa, filizinin yeryüzüne çıkan tabakasında doğal damlacıklar halinde bulunabilir. Dolayısıyla çok eski dönemlerden beri bilindiği düşünülmektedir. Aritoteles (MÖ 384-322) zamanındaki tek önemli filiz olan zencefreden civa özütlendiğinden bahsetmektedir. Zencefre, kırmızı civa sülfürdür ve çok uzun yıllar sülyen boyasının hazırlanmasında kullanılmıştır.

Civaya olan talep 1557′de Meksika’da gümüş özütlenmesi için amalgamalama yönteminin geliştirilmesiyle artmış ve Peru madenlerinden sağlanmıştır. Kaliforniyadaki altına hücum da civa madenlerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bu dönemlerde hem altın hem de gümüş özütlemesinde civa amalgamaları kullanılmıştır. Yeryüzünde platin ve uranyumdan daha daha az bulunmasına rağmen gerekli değerine ulaşamamıştır.

Civanın Kullanım Alanları

1643′te civalı barometre Toricelli, 1714′te civalı termometre Fahrenheit tarafından bulunmuştur. Civa birçok bilimsel cihazda ve ev eşyalarında kullanım alanı bulmuştur. Örneğin kan basıncı ölçmekte kullanılan manometrede çok uzun yıllar civa kullanılmıştır. Alternatif akımı doğru akıma çevirmek için kullanılan Redresörlerde de civa sıkça kullanılmıştır.

Civalı alaşımlara amalgam denir. En çok bilinen amalgam %69,4 gümüş, %3,6 bakır, %0,8 çimento ve %26,2 kalay içeren  ibr alaşım ile civayı karıştırarak elde edilen ve diş dolgularında kullanılan amalgamdır. Civa tuzlu suyun elektroliziyle klor üreten pillerde katot olarak kullanılır. Civa bileşikleri sınırlı ölçüde olsa da endüstri ve tıp alanında da kullanılır. Günümüzde zehirli olmaları nedeniyle civa ve civa bileşiklerinin kullanımı giderek azalmaktadır.

Civa zehirliliği

Civa, civa buharı ve civa bileşiklerinin büyük bir bölümü zehirlidir. Civa kullanımı çevre kirliliğini arttırır. Civa kullanımı İsveç’te sarı yelve kuşunun soyunun tükenmesine neden olmuş ve kullanımı yasaklanmıştır.

Civa Zehirlenmesi

Doğada serbest olarak bulunan civa yer kabuğuna dağılmış durumdadır. Çeşitli etkileşimler sonucu atmosferin çeşitli yerleri ile akarsu ve göl ekosistemlerine karışabilir. Bu bölgelerde yaşayan bitki ve hayvanlarla beslenmek civa zehirlenmesine sebep olabilir. Bunun dışında çevre ve endüstriyel etkiler ile amalgam restorasyonları da civa zehirlenmesine neden olabilir.

Civa Zehirlenmesi Belirtileri

Elementel cıva buharları akciğerlerden kolayca emilerek beyne ulaşır. Başlangıç fazında ateş, adale ağrıları, ağızda ve boğazda kuruluk ve başağrısı ile karakterizedir. Ciddi vakalarda fatal olabilen korrozif bronşit ve pnömoniye neden olabilir. Santral sinir sistemi etkilenir, tremor, aşırı sinirlilik ve duyarlık hali, unutkanlık gibi davranış bozuklukları, gözlenen klinik belirtilerdir. Seyrek olarakta akut renal ve hepatosellüler hasar gelişebilir. Elementel cıvanın ağız yolu ile absorpsiyonu çok yavaştır. Cıvalı termometrelerin kırılması sonucu oral yolla alınan elementel cıva toksik etki göstermez.Bu durumda sorun etrafa dağılan cıva partiküllerinin buharlaşarak toksik risk taşımasıdır.Bu nedenle cıvanın dökülen yüzeylerden çok iyi temizlenmesi ( partiküllerin toplanması) ve ortamın havalandırılması mutlaka önerilmelidir. Temizlik işleri elektrik ve çalı süpürgesi kullanmadan, eldiven giyerek elle yapılmalı ve artıklar ağzı kapalı torbalarda saklanmalıdır.
Civa tuzlarının ağız yoluyla alımı, abdominal kramplara, kanlı diyare, gastrointestinal kanalda ülserasyon ve nekroza neden olabilir. Nefrotik sendrom gelişebilir. Proksimal tubullerde hasar nedeniyle, oliguri, anuri ve üremiyle seyreden renal hasar oluşabilir. Hipertermi, proteinüri, bikarbonat düşüklüğü görülebilir.
Organik cıva (Metil cıva) cıvanın en toksik formudur. Ağız, dudak ve ekstremitelerde uyuşukluk, ataksiler, yorgunluk hali, konsantrasyon bozukluğu, işitme ve görme kayıpları, tremorlar gelişebilir.